Zeytinden Zeytinyağına Üretim Anlayışımız
Hakkımızda
Saim Usta’nın hikâyesi bir ürün hikâyesi değil, bir kök hikâyesidir.
1923’te, imzalanan mübadele kararıyla binlerce aile gibi onun ailesi de Girit’teki evini, toprağını, alışkanlıklarını geride bırakmak zorunda kaldı. Geldikleri yer Anadolu’ydu; ama geldikleri gibi kalamadılar. Çünkü insan toprağını bırakınca sadece evini değil, hafızasını da taşır.
Saim Usta o zaman genç bir delikanlıydı. Girit’te çocukluğu zeytin ağaçlarının gölgesinde geçmişti. Zeytin onun için sadece geçim kaynağı değildi; sabrı, mevsimi, beklemeyi öğreten bir öğretmendi.
Yeni topraklara geldiklerinde yanlarında para yoktu. Ama bildikleri bir iş vardı: zeytin. Saim Usta küçük bir taş evin yanında birkaç fidan dikti. O fidanlar sadece ağaç değildi.
“Buradayız” demenin bir yoluydu.
Hasat zamanı geldiğinde sabahın ilk ışığında bahçeye inerdi. Zeytin silkelerken acele etmezdi. Çünkü ona göre zeytin aceleye gelmezdi. Yağ çıkarırken soğuk sıkımın önemini daha o zamanlardan savunurdu. “Yağın ruhu yanmasın” derdi.
Onun için iyi zeytinyağı; berraklıktan önce karakterdi. Kokladığında çimen kokmalı, boğazda hafif yakmalı, damağa iz bırakmalıydı. Zeytin ağaçlarını çoğalttı. Öğrendiklerini çocuklarına aktardı.
“Toprağa ihanet etme” dedi.
“Kaliteyi düşürme” dedi.
“Az üret ama doğru üret” dedi.
Onun mirası büyük bir servet değildi.
Bir duruştu.